Demirden Altına

demirden altina Hint Astrolojisi Vedik AstrolojiSatürn, Güneş’in oğlu... Şişman, yağlı, kara, pis giysiler giymiş, bir akbabanın tepesinde, elinde oku ve tridenti olan... Yavaş hareketlerle; tozun, çöpün, karanlık ve pisliğin üzerinde dolanan, daima aşağıya bakan tatminsiz. Aydınlatıcılar olan Güneş ve AY’ın acı düşmanı... 

İşte, dış dünyada tanımlanan Satürn bu... Düşüren, yerden yere vuran, kayıplara yol açan... Ruhsal dünyaya adım atmanın temelinde de işte bunlar var... Nerede karanlık ve toz, Satürn işte orada... Kir, çöp ve pislik aydınlanırsa, kim onlarla yaşamak ister? Kim bunlarla iç içe bir hayat ister?

Chayya ve Surya’nın evladı, Yami’nin (Yamuna nehiri – Tac Mahal, Yamuna kıyısındadır) ağabeyi Satürn, onun iç dünyasını gören bilgeler tarafından, ölüm tanrısı Yama ile özdeşleştirilmiş. Aynı zamanda bazı özel hayvanlarla da ilgisi olduğu bilinir. Bu hayvanlar; yeniden doğuşun, yenilenmenin, dönüşümün, yaratımın ilk kıvılcımının ve ön işlemlerinin sembolü... Köpek, boğa, buffalo, keçi, at... Saturn’ün, yeniden yaratımının ilk kıvılcımlarını taşırlar... Kadim Mısır bilgilerinde bu hayvanların, evrenin yeniden taptaze yaşama katılmak için sakladığı kıvılcımı taşıdığı söylenir. 

Kadim Vedik Bilgeler de bunu biliyordu... Satürn ile ilişkilendiren tanrı, insan soyunun öncü soyu olan Prajapati idi...

Tıpkı, Vişnu’nun taşıyıcısı Garuda gibi; Saturn’ü taşıyan Akbaba da aynı kanatlı soydan geliyor.

Garuda, Büyük Döngü'yü simgeler... Büyük Döngü'de; periyodik olarak, insana ait tüm maddesel katmanlar yıkılır yok edilir, ta ki insan; yenilenmiş, taptaze bir elbise ile tekrar hayata dalıncaya kadar bu sürer... Sonsuzluk işte burada anlam kazanır... Bu yüzden bazı kültürler bu Büyük Döngü’nün amblemi olarak Akbaba – Mahakalpa‘yı kabul eder. Mahakalpa, Vişnu ile sonsuzdur. Vişnu Zaman içinde koruyucu, tazelendirici, yenileyici, canlandırıcı görevini görürken; karanlıklardaki Satürn de bu görevini yıkım ve biyolojik dönüşüm vasıtasıyla yapar. Akbaba, aynen bir köpek, çakal gibi, kemiklere varıncaya kadar yutar ve yuttuğu bu çöpü de; saf, yeniden doğuma hazır hale getirir... Satürn; üzüntü, kaygı, fiziksel zayıflık, hastalık, ayrılık, yoksulluk ve hatta ölüm vererek ve bunu tam zamanında yapmaya mecburken, bir yandan da taptaze bir materyal ile yeniden hayata gelmeye hazırlar.

Böylece biz, Saturn’ün bu özel operasyonuna, ruhsal açıdan bakmak durumunda kalırız. İşte yıkımın başlaması ve yok oluş arasında geçen o süre, bize Güneş kadar aydınlık olan ruhsallığımızı, iç dünyamızı anımsatır...

Güneş; Saturn’ün bu materyalist yok ediş işlemi olmadan, tekrar yaratamaz...
Güneş altındır... Işıl ışıl...
Satürn ise demir, kaskatı ve soğuk...

Dönüşümün başlamasıyla, ağırlığını koyan demir; tertemiz olan Altın ruhu ortaya çıkartmak için insanı zorlar. Zihnin oyunu olan acı, üzüntü, kaybetme korkusu, nefis; işte bu demir tarafından ezilir, öğütülür...

Naga Loka, cehennemlerin de en dip cehennemi...
Satürn o elbiseyi alır, naga lokaya yanmaya atar...
Sufi'nin “Hamdım, yandım, piştim...”  kavramı da işte aynen budur.

Sadece, Aydınlatıcılar olan Güneş ve AY, bir burca sahiptir. Diğerleri 2 burcu yönetir hep... Satürn’de böyle... Çünkü Güneş ve AY’ın tek hedefi, kişiyi Mutlak Güç ve Yaratana doğru yolculamaktır... Oysa diğer gezegenler hep dual bakış açısı takdim eder. Satürn de de bu vardır. Dış dünyayı demir balyozu ile tamamen yok ederken, iç dünyanın Altın Güneş ile aydınlanmasını sağlar.

İşte Demir'in, nasıl Altın'a dönmek için gösterdiği çabanın öyküsüdür Satürn’ün öyküsü...